Arredamento Artı

“Aptal, Hafif, Yabancı”: Göçmen Kadınların Kent Korkuları

Ezgi Tuncer

8 Mart 2022’de Tepebaşı’ndan Cihangir’deki evime yaklaşık 7 ayrı polis barikatından geçerek ulaştım. Yaklaşırken kimliğimin yanısıra ikametgah belgemi de göstermek zorunda kaldım. Ağırlıklı olarak kadınlardan oluşan kalabalık Cihangir meydanında toplanmış; henüz feminist gece yürüyüşü başlamadan gaz bile yemişti. Eril devlet ve onun sahadaki görünür yüzleri, Kadınlar Günü diye anılan bugünde bile kadınların sokaklarda yürüyerek toplumsal cinsiyet eşitliğini ve yaşam haklarını savunmalarından neden bu kadar korkuyordu? Nitekim yürüyüş büyük çabalara rağmen bu yıl da engellenemedi. Ancak ne yazık ki bu ülkede kadınlar patriarkal zihniyetle örülmüş sokaklarda, özellikle de geceleri, kent korkusu yaşamaktalar. Küresel salgın ile büyük oranda artış gösteren kadın cinayetlerinin[1] yanısıra hakim muhafazakar zihniyetin de desteklemesi ile kamusal mekanda eril şovenizmin giderek yaygınlaştığına hepimiz her gün toplu taşımalarda, taksilerde, sokaklarda tanık oluyor ya da eril şiddet biçimlerini bizatihi deneyimliyoruz. 2011 yılında İstanbul’da imzalanan ve dolayısıyla kentin adını alan İstanbul Sözleşmesi’nden -“Kadına Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye Dair Avrupa Konseyi Sözleşmesi”nden[2]- Türkiye’nin hukuka aykırı[3] biçimde çekilmesi ise hem Türkiyeli hem de göçmen kadınları ve LGBTIQ+ bireyleri şiddete karşı koruyan ve hukuki güvencemizi sağlayan bağlayıcı maddelerin ve caydırıcı uygulamalarının kaybına yol açtı[4]. Bu dert ile, bu yazıda kadınların, toplumsal cinsiyet eşitsizliğini neredeyse her türlü varlık alanlarında yaşadıkları bir ülkede, göçmen kadınların katmerlenen deneyimlerine ve kent korkularına kısaca değinmek istemekteyim.

United Kingdom Research Innovation Global Challenges Research Fund tarafından desteklenen ve London School of Economics Gender, Justice and Security Hub[5] bünyesinde, Türkiye, Irak, Lübnan, Pakistan’da eşzamanlı olarak “Uluslararası Emek Göçünün Toplumsal Cinsiyet Dinamikleri”[6] isimli projeyi, Eleonore Kofman ile birlikte yürüttük. Projenin amacı, birbirleri arasında da göç akışları olan bu dört ülkede, uluslararası emek göçünü ve yeniden yerleşme süreçlerini biçimlendiren toplumsal cinsiyet eşitsizliklerini araştırmak ve karşılaştırmalı okumaktı. Projenin İstanbul ayağında, Gözaltında Cinsel İstismar ve Tecavüze Karşı Adli Yardım Bürosu kurucularından avukat Eren Keskin’in de desteğiyle, doktora-sonrası araştırmacı Zeynep Eren-Benlisoy ile birlikte saha çalışmasını gerçekleştirdik.

Bu kapsamda, küresel kuzey ülkelerinden (gelir düzeyi ve refah seviyesi yüksek) ve küresel güney ülkelerinden (gelir düzeyi ve refah seviyesi orta ve düşük)[7] (Solarz, 2020; Fiddian-Qasmiyeh, 2020; Garcés-Mascareñas 2018) çalışmak ve yaşamak üzere İstanbul’a gelmiş kadınların göç nedenlerini ve süreçlerini; kendi ülkelerindeki ve İstanbul’daki yaşam (ev, iş, sosyalleşme) ve kentsel mekan deneyimlerini toplumsal cinsiyet perspektifi üzerinden araştırmak üzere, göçmen kadınlarla derinlemesine görüşmeler yürüttük. Toplumsal cinsiyet dinamiklerinin, özellikle de kadınların varoluşsal yaşam pratiklerini etkileyen ataerkil kültür, muhafazakar toplumsal örüntü, hane içi ayrımcılık, evlilik-boşanma ve velayet sorunları, ev içi şiddet, hane içinde eşit olmayan iş bölümü ve iş yükü, ücretsiz bakım emeği; işyerinde statü, maaş farkı, ayrımcı davranışlar ve cinsel taciz; kısıtlanmış mekansal erişim ve kamusal yaşam gibi eşitsizliklerin, kadın emek göçünü ve İstanbul’daki kentsel yaşam pratiklerini nasıl yönlendirdiği projenin ana sorusu ve çıkış noktasıydı.

Bu çalışmanın özgün değerlerinden biri, toplumsal cinsiyet perspektifinden yapılan göç araştırmaları arasında görece yeni bir eğilim olarak ortaya çıkan ve son yıllarda yavaş yavaş büyümekte olan küresel kuzeyden-güneye ve küresel güneyden-güneye yönlenmekte olan kadın emek göçünün (Bastia ve Piper, 2019) analizlerine katkıda bulunması. Bu yeni eğilim, “merkez” kavramının dekolonizasyon bağlamında eleştirel bir şekilde yeniden düşünülmesini de beraberinde getirmekte (Fiddian-Qasimyeh, 2020). Ancak bütün bu akışlar içinde, özellikle küresel güney ülkeleri arasındaki eğitimli kadın göçü büyük ölçüde gözardı edilmiştir. Bu nedenle, araştırmamızın odak gruplarından birini, küresel kuzey ve küresel güney ülkelerinden Türkiye’ye göç bağlamında, yüksek eğitimli göçmen kadınlar oluşturuyor.

Araştırmanın özgün değerlerinden bir diğeri de göçmen kadınların kamusal mekan deneyimlerini, kentteki hareketlilik ağlarını haritalamak ve böylece toplumsal cinsiyet eşitsizliklerinin nasıl mekansallaştığını ve kentsel mekanı nasıl yeniden ürettiğini ortaya koymak. Bu kapsamda, özellikle de projenin diğer odak grubunu oluşturan göçmen ev işçilerinin çalışma ve barınma koşullarının yanısıra kent yaşamlarını ve kamusal mekan kullanımlarını da ele alması, literatürdeki emek göçü ve göçmen ev işçilerini merkeze alan çalışmalardan farklılaşmasını ve literatüre katkı sunmasını sağlıyor.

Ampirik saha çalışmasına ve niteliksel analize dayalı bu toplum-mekansal çalışma, etnografya ve kent çalışmalarının araştırma yöntemlerinin kullanıldığı disiplinlerarası bir metodolojiye sahip. Araştırma, katılımcı gözlem ve derinlemesine görüşmeler gibi araçları kullanan etnografik yöntemden beslenmekte ve bununla birlikte, kamusal mekan kullanımları, kentteki erişim ve hareketlilik olanakları, kamusal mekanda karşılaşılan toplumsal cinsiyete dayalı ayrımcılık vakaları ve cinsel taciz deneyimlerine ilişkin anonim bilgilerin işlendiği kentsel analiz ve haritalama çalışmasını da içeriyor.

Çalışma; kadın göçmenlerin toplumsal cinsiyet bağlamında karşılaştıkları ayrıştırıcı pratikleri ortaya koymayı; yaşam koşullarını iyileştirmek amacıyla yeni kentsel politikalar üretilmesine katkıda bulunmayı ve gerek ulusal gerekse uluslararası sivil toplum ve çalışma örgütleriyle işbirliği yaparak hukuki çerçevede çözüm yolları aramayı hedefliyor.

Türkiye’ye yerleşen göçmenler kimlerdir ve hangi sektörlere dahil olmaktadırlar?

Türkiye, 1960’ların başından 1970’lere kadar göç veren bir ülke oldu ve özellikle Batı Almanya olmak üzere Batı ve Orta Avrupa ülkelerine çok sayıda işçi gönderdi (Kirişçi, 2003). Ancak son birkaç onyılda Türkiye, Güney ve Güneydoğu Asya ülkelerinden gelen düzensiz göçmenler için daha çok Avrupa’ya geçiş yolu haline geldi. Özellikle 2010’dan 2013’e kadar Arap ülkelerindeki siyasi isyanlar ve Suriye’de devam eden iç savaş, Orta Doğu ve Kuzey Afrika ülkelerinden gelen düzensiz göçmen ve sığınmacı sayısında artışa neden oldu (İçduygu ve Aksel 2012: 20; İçduygu 2013: 5). 1990’ların başından itibaren Türkiye, özellikle eski Sovyetler Birliği’nden ve Doğu Avrupa ülkelerinden gelen düzensiz işçi göçmenleri için de bir hedef ülke haline geldi. Bunu akılda tutarak, İçduygu ve Aksel’in (2012: 25) de belirttiği üzere, Türkiye’de iki tür düzensiz göç olduğu söylenebilir. Birincisi, özellikle Irak, İran ve Suriye gibi Ortadoğu ülkelerinden ve Afganistan ve Pakistan gibi Güney Asya ülkelerinden gelen göçler, ikincisi ise çoğunlukla eski Sovyet ülkelerinden, ayrıca Moldova ve Bulgaristan’dan Türkiye’ye uzanan mekik/döngüsel emek göçüdür. Döngüsel göçmenler çoğunlukla ev-bakım işleri, tarım, hazır giyim, ticareti, turizm, eğlence sektörlerinde çalışmaktalar.

Öte yandan, Türkiye’de yasal prosedürlerle ülkeye giriş yapan, oturma ve/veya çalışma izinleri bulunan düzenli göçmen nüfusu da bulunmakta. Farklı geçmişlere sahip olan bu göçmenler, Türkiye-Avrupa vatandaşları ve çocukları (Euro-Türkler), emekliler, profesyoneller olarak sınıflandırılabilir. Bunların yanısıra yaşam tarzı değişikliği, aile-evlilik ve öğrenci göçleri de var (İçduygu, Aksel 2012: 33; Kaya 2015: 16-21). Bilim ve eğitim alanında uluslararası bilim insanları ve öğretmenlerin çoğunlukla büyük şehirlerde bulunan üniversiteler ve dil okullarında çalıştığı da görülüyor (Kaya 2017).

Göç İdaresi Genel Müdürlüğü’nden elde edilen güncel istatistiki bilgiye göre, Türkiye’de 5 milyon yabancı uyruklu kişi yaşamakta[8] ve bunlarınsa sadece 1.179.119’u ikamet iznine[9] sahip. İstanbul ise, Türkiye’de yabancı nüfusun (610.328) en yoğun olduğu, en yüksek oranda uluslararası göç alan kent. Bu durum, İstanbul’un 1980’li yılların sonuna doğru ulusaşırı akışların yoğunlaştığı (Keyder, 2006) küresel bir kente (global city) (Sassen, 1991) dönüşmesiyle açıklanabilir. Bugün İstanbul artık, Globalization and World Cities[10] (GaWC) küresel kentler listesinde, Moskova, Viyana, Seul, Lizbon vb. ile birlikte anılan ve ulusaşırı çalışanların yaşamayı tercih ettiği küresel imkanlara sahip bir kent.

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı Uluslararası İşgücü Genel Müdürlüğü Yabancı Çalışma İzni İstatistiklerine[11] (2019) göre Türkiye’de çalışan göçmenlerin toplam sayısı 145.232. Göçmenlerin ağırlıklı olarak çalıştıkları sektörlerin başında imalat sanayi geliyor ve bunu konaklama, toptan ve perakende ticaret, idari ve destek hizmetleri, yiyecek ve içecek hizmet faaliyetleri, eğitim ve insan sağlığı hizmetleri gibi sektörler takip ediyor. 2011 yılında Türkiye’de çalışan göçmen kadın ve erkek sayısı neredeyse eşitken 2016 yılına kadar çalışan göçmen kadın sayısı, çalışan göçmen erkek sayısının çok üzerinde seyretti. Ancak 2016 yılından bu yana çalışan göçmen kadınların sayısında sürekli düşüş yaşandı. Kadın sayısının erkeklere göre belirgin biçimde yüksek olduğu göçmen gruplarını ise Endonezya, Filipinler, Kazakistan, Moldova, Rusya, Tunus, Türkmenistan ve Ukrayna’dan gelenler oluşturuyor.

Uluslararası emek göçünde kadınların önplana çıkması, özellikle de bakım ekonomisi içindeki küresel hareketlilik, kadınların göçmen nüfusun çoğunluğu haline geldiğinin bir göstergesi olan göçün kadınlaşması kavramının üretilmesini sağladı. Bastia ve Piper, literatürde kadın göçmenlerin bir zamanlar ağırlıklı olarak “ilişkili/bağlantılı göçmenler” veya eşlerini veya partnerlerini takip eden “izleyen/takipçi eşler” olarak nitelendirildiklerini söylüyorlar (Piper ve Roces, 2003: 10; Bastia ve Piper, 2019: 16). Bu anlatılarda, kadınlar büyük ölçüde “erkek egemen gurbetçi topluluklarda arkadan gelen eşler” olarak görünürler (Kofman, 2006: 287). Fakat artık bugün kadınlar, “iş ve yeni fırsatlar aramak için yeni ülkelere kendi başlarına hareket eden, birincil göçmenler” olarak tanınmaktalar (Piper ve Roces 2003: 10; aktaran Bastia ve Piper 2019: 16).

Göçün kadınlaşması kavramı, yalnızca kadınların bağımsız rotalarına değil, tüm göç sürecinin toplumsal cinsiyete dayalı olarak anlaşılmasına ve toplumsal cinsiyete dayalı iş bölümünün göç sırasında ve sonrasındaki her adımda yeniden üretilmesine de atıfta bulunur. Uluslararası emek göçü literatüründe toplumsal cinsiyeti merkeze alan çalışmaların içerisinde ilginin bellibaşlı sektörlere yoğunlaştığını söylemek mümkün. Bunların ilki bakım sektörü. Küresel düzeyde örgütlenen bakım sektörü, göçmen kadın emeği çalışmaları için hem uluslararası literatürde (Hochshild, 2000) hem de Türkiye literatüründe en temel alanlardan biri olarak karşımıza çıkıyor. Bilhassa Türkiye literatürü, bakım sektöründe çalışan göçmen kadınların hak kayıplarına ve ağır çalışma koşullarına odaklanmakta (Akalın, 2007; Danış, 2007; Toksöz ve Ünlütürk Ulutaş, 2012). 1990’lı yılların başından itibaren Türkiye, özellikle eski Sovyetler Birliği cumhuriyetlerinden ev ve bakım hizmetleri için en fazla kadın göçmen alan ülkelerden biri haline geldi. Türkiye’nin coğrafi yakınlığı, yüksek ücretlerin yanısıra esnek vize sistemi ve mevcut akrabalık ağları, ülkeyi işçi göçmenler için erişilebilir hale getirirken bu göç biçimini de döngüsel hale getirdi. Bununla birlikte; tekstil, turizm, tarım gibi sektörlerdeki göçmen kadın emeği, göçmen kadınların geride kalan aileleri ile olan ilişkileri, yerleştikleri ülkelerdeki sosyal ağları ve evsahibi topluluklar ile ilişkileri de çeşitli araştırmaların konusu oldu. (Parrenas 2001; Morokvasic, 2004; Pearson ve Sweetman 2019; Kofman 2019). Buna karşın, hem uluslararası literatürde hem Türkiye literatüründe yüksek vasıflı kadınların emek göçü üzerine yapılan çalışmaların oldukça sınırlı olduğunu görmekteyiz. Kofman (2009), küresel literatürde vasıflı kadın göçünün gözardı edilmesinin, kadın işçi göçmenlerin çoğunlukla vasıfsız olarak algılanmasından kaynaklandığını ileri sürer. Fakat kadınlar vasıflı göç akımlarının da önemli bir bölümünü oluşturmaktadır.

İstanbul emek piyasasında çalışan göçmen kadınlar: Profesyoneller ve ev işçileri

Ocak 2022’de Türkiye ayağındaki çalışmaların tamamlandığı uluslararası araştırma projesi kapsamında, İstanbul’da eğitim, medya, bilgisayar ve teknoloji gibi profesyonel sektörlerde ve bununla birlikte, ev işleri ve bakım sektöründe çalışan 28 göçmen kadınla Temmuz 2020-Haziran 2021 arasında derinlemesine görüşmeler yürüttük[12].

Katılımcılarımızın 14’ü Kuzey Amerika, Avrupa ve Orta Doğu ülkelerinden göç eden, İstanbul’da ikamet etme süreleri 2 ila 15 yıl arasında değişen, 22-42 yaş aralığındaki yüksek eğitim almış kadınlardı. İstanbul’da üst-orta gelirli akademisyenler, öğretmenler, medya çalışanları, çevirmenler, STK çalışanları, bilgisayar ve web uzmanları olarak çalışıyorlar. Görüşmecilerimizin dördü, eski Sovyet cumhuriyetlerinden göç eden, 4-10 yıl arasında değişen sürelerde İstanbul’da ikamet etmekte olan, 42-63 yaş aralığındaki düşük-orta gelirli ve yüksek eğitimli ev ve bakım işçileriydi. Diğer 10 kadın ise, Türkmenistan, Özbekistan, Gürcistan ve Ermenistan gibi eski Sovyet cumhuriyetlerinden göç etmiş ve İstanbul’da 4-15 yıl kalmış, 23-63 yaş aralığındaki yatılı bakıcılardı. Görüşmecilerden yalnızca yedisi sosyal güvenlik ve sağlık hizmetlerine erişimi sağlayan çalışma iznine ve tam zamanlı pozisyonlara sahipken; yarızamanlı, günlük veya geçici pozisyonlarda olanlar ve ev işçilerinin büyük çoğunluğu sadece kısa dönem ikamet izinlerine sahipti. Çalışma izni olmayanların, sağlık ve emeklilik hakkından mahrum olmalarından kaynaklanan güvencesizliğin yanısıra kaçak çalışmalarının yarattığı tedirginlik, İstanbul’daki kent yaşamlarını büyük oranda etkiliyor.

Kadınların göç süreçlerini tetikleyen nedenler, ülkelerinde yaşadıkları güvencesizlik ve geleceksizlik, ekonomik çöküş ve işsizlik, Türkiye’de daha iyi bir eğitim ya da daha yüksek ücretli işler alma olasılığı, evlilik, yaşam tarzını değiştirme isteği, politik baskı, İslami rejiminin uygulamaları ve savaştan ya da çatışmalardan kaçış gibi etmenleri içeriyor. Özellikle eski Sovyet cumhuriyetlerinden göçlerin birincil itici gücü ekonomik çöküş ve işsizlik gibi görünse de bulgularımız ataerkil kültür, muhafazakar sosyal kalıplar, aile içi ayrımcılık ve şiddet, evlilik/boşanma sorunları, eşit olmayan iş bölümü ve iş yükü gibi cinsiyet eşitsizliklerine dayalı gizli itici güçler olduğunu gösteriyor. Cinsel taciz ve tecavüz; işsiz, kimi alkolik ve şiddete meyilli eşlerden kaçış; kısıtlı mekansal erişim ve kamusal yaşam gibi eşitsizlikler bize emek göçünün toplumsal cinsiyetli yapısı hakkında daha derin bir anlayış kazandırdı.

Küresel kuzey ülkelerinden gelenlerin bir kısmı kendi ülkelerinde güvencesiz işlerde aşırı iş yükü ile çalışmış ancak İstanbul’da, kendi ülkelerinde sahip olabileceklerinden daha yüksek ve imtiyazlı bir yaşam kalitesine ulaşmış durumdalar. Eski Sovyet ülkelerinden gelen yüksek eğitimli kadınlar ise mesleklerini sürdürecek kanallara, kültürel sermayelerinin görünmez kılınması ve dil bariyeri gibi nedenlerle giriş yapamadıkları için yaşam kalitelerinde düşüş yaşamışlar. Buna ek olarak, diğer küresel güney ülkelerinden gelenlerin bazıları da başlangıçta bir dereceye kadar vasıfsızlaşma yaşarken sonraki yıllarda kariyerlerini sürdürmenin yollarını bulmuşlar. İstanbul’daki istihdam piyasalarına katılan göçmen kadınların deneyimledikleri vasıfsızlaşma ve yeniden vasıflanma süreçleri, emek göçünün dinamik doğasını ortaya koymakta. Ayrıca kesişimsellik (Bastia, 2014) perspektifinden bakıldığında, İstanbul’da iki farklı göç yolundan gelenlerin göç ve yeniden yerleşim süreçlerinin çeşitlenen ve eşit olmayan sonuçlarını yaşadığını söylemek mümkün.

Küresel kuzey ülkelerinden gelenlerin pasaportlarının sunduğu hareketlilik kapasitesi, kültürel sermayelerini kullanma şanslarının oluşu, Türkiye’de daha rahat bir yaşam tarzı elde etmelerini sağlarken toplumsal kabullerin yarattığı Batılı algısı onları daha imtiyazlı üst bir sınıfa yerleştirdi. Ne var ki bu ayrıcalık, özellikle medya sektöründe çalışan beyaz Amerikalıların “işveli ve kolay” kadınlar olarak algılanmalarının ve cinsel tacize uğramalarının önüne geçemedi. Küresel güney ülkelerinden göç eden kadınların İstanbul’daki yerleşme süreçlerine bir adım geriden başladıkları söylenebilir. Güneyli kadınların kentsel yaşam deneyimleri, toplumsal cinsiyet eşitsizliklerinin yanısıra ırkçı söylemlerle de birleşerek katmerlenmekte. Türklerden daha aşağıda sayılan, küçümsenen Ortadoğulular ve Araplar, istenmeyen göçmen gruplar olarak ayrımcılığa uğramakta, özellikle de toplu taşımalarda kimi zaman yabancı düşmanlığına maruz kalmaktalar. Esmer ten rengi Türkiyeli olarak algılanmalarını sağlasa da anadillerinden anlaşılan orijinleri çoğu zaman düşmanca tavırlarla karşılaşmalarına, ırkçı saldırılara uğramalarına neden oluyor. Orta Asya’dan gelenlere “Türk kardeşliği” üzerinden yöneltilen sempati bazı durumlarda kolaylaştırıcı olsa da kadınların Türkçe bilmemeleri “kolay sömürülebilir, kandırılabilir” algısı yaratmakta. Rusça konuşan kadınlar ise, 1990’ların başından beri deneyimlendikleri üzere, çoğu zaman “Natasha” ya da seks işçisi olarak algılanıyorlar. Ev ve bakım işlerinde çalışan kadınların hem çalışma hem de barınma ve yaşam koşulları çok daha çetrefil. İşveren tarafından sağlanması gereken çalışma izni belgelerinin olmayışı, pasaport ya da ikametgah izinlerinin sürelerinin bitmesine rağmen ülkede kalmaları onları kırılganlaştırırken kimi zaman iş yerleri olan evlerde baskı, şiddet, aşağılanma ve tacize uğramalarına da neden oluyor.

Göçmen kadınların İstanbul’daki kentsel mekan ve gündelik hayat deneyimleri

Proje kapsamında gerçekleşen mekansal bulgular ve haritalama çalışması[13], profesyonel sektörlerde çalışan katılımcıların büyük çoğunluğunun İstanbul’daki kamusal alanlarda, toplu taşımalarda ve taksilerde sözlü, fiziksel ve/veya cinsel tacize maruz kaldığı sonucunu ortaya koyuyor. Ancak yine de kentin kendisi, genellikle bu grubun Türkiye’de kalmalarının nedenlerinden biri olmayı sürdürüyor. Türkiye’deki kültürel farklılıklar ve dışlayıcı tutumlar bu kadınların çoğu zaman dışarıda hissetmelerine yol açıyor. Ayrıca evsahibi topluluğun, yabancı kadınları kimi zaman “aptal, kolay sömürülen ve hiperseksüel” olarak damgalamaları, kadınların sosyal ilişkilerinde yerel gruplardan uzak durmalarına ve daha ziyade uluslararası çevrelerde kalmayı tercih etmelerine neden olmakta. Bu nedenle, uluslararası sosyal ağlar, yerel olanlara kıyasla çok daha kuvvetlidir. Tekil, bağımsız bireyler olarak göç yolculuklarını ülkeden ülkeye tek başlarına sürdüren bu kadınların dayanışma grupları ya da aileleri, ulus-ötesi etnik topluluklar değil, uluslararası çeşitliliği olan “expat” çevreleridir. Türklerle evli olanlar ise gündelik hayatlarını sınırlandıran aile ve mahalle baskısına maruz kalmakta, özgürlüklerini ve bireysel kimliklerini kaybetmiş olmaktan yakınmaktalar. Kentte sosyal olarak aktif ve hareketli olmalarına rağmen çoğu, dini pratiklerin ve ritüellerin gündelik hayatı örgütleyen birincil öğe olmadığı, görece seküler ortamlarda yaşamayı seçiyorlar. Sözlü ya da fiziksel taciz yaşama olasılıkları ve kısıtlı giyim kurallarına uymaya mecbur kalma nedeniyle muhafazakar mahallelere gitmemeyi tercih ediyorlar. Bunların başında Fatih semti geliyor. Ancak elbette tersi durumlar da mevcut.

Türkiye’ye sığınmak zorunda kalan kapalı bir Suriyeli kadının kent deneyimi ile İran’daki İslami rejimin baskısından kaçan göçmen kadınınki birbirine tezattır. İlki Fatih’te hicap giyen diğer kadınların varlığı sayesinde kendini evinde hissederken diğeri, ılımlı İslam politikalarının etkisi ile Türkiye’nin de İran gibi bir İslam Cumhuriyeti haline gelebileceğine dair endişe duymaktadır. Bununla birlikte, Ermenistanlı Ermenilerin kendilerini, Türkiyeli Ermeni cemaatinin yaşadıkları semtlerde güvende hissederken, diğer semtlerde Ermeni olduklarının anlaşılacak olması endişesiyle tedirgin olmaları başka bir kent korkusuna işaret ediyor. Böylesi durumlarda, kent korkusu dili de yasaklı hale getiriyor.

Kamusal mekan kullanımları ve kentsel hareketlilikleri son derece kısıtlı olan çoğu ev ve bakım işçisi, işverenlerinin gözetleyici iktidarları, yoğun çalışma saatleri, yerel bilgi eksikliği, sosyalleşme masrafları ve Türkiyeli bazı erkeklerin yabancı kadınları hafife alan tutumları gibi birçok nedenden dolayı sosyal kent hayatından mahrum kalmaktalar. Öte yandan, ev işçilerinin kısıtlı kent kullanımlarının ve kent korkularının toplumsal cinsiyet dinamikleri ile de biçimlendiği söylenebilir. Akademik çalışmalarda, kadınlaşmış göçün tekil, bağımsız özneleri olarak addedilseler ve mecburen ekmek kazanan hane reisleri pozisyonuna itilseler de ev işçilerinin büyük bir kısmı, kendilerini uzaktan kontrol eden ataerkil aile ve akraba yapılarının, eşlerinin ya da kimi zaman İstanbul’daki öncül göçmen hemşerilerinin baskısı altındalar. Kendi ülkelerindeki komşu ve akrabaların onları, “yabancı ülkede kötü yola düşmüş kadın” olarak yaftalama korkularının yanısıra İstanbul’da, erkek bakışının hakim olduğu kamusal mekanlarda “yabancı, muhtaç göçmen ve kadın” olma korkusuyla da eve kapalı hayatlar yaşamayı sürdürüyorlar. Özellikle, düzensiz ikamet/çalışma statüleri olanlar, polis kontrol noktalarında karşılaşmaları muhtemel kimlik kontrolleri ve akabinde sınırdışı edilme endişesiyle, ev çevresindeki parklar ile semtteki kargo şubesi dışında birçok yere tek başlarına gitmemeyi tercih ediyorlar. Bununla birlikte, kadınların tüm kazançlarını çocuklarının eğitimine ve ülkelerindeki evlerinin giderlerine harcamaları nedeniyle de kentteki sosyal yaşamları kısıtlanıyor. Toplu taşıma ücretlerinin maliyeti bile onları kentte gezmekten alıkoyuyor. Ev işçilerinin, aynı zamanda işyerleri olan evlerde izole hayatlar sürmelerinin bir başka önemli sebebi ise, Türkiye’de giderek yaygınlaşan erkek şiddeti ve cinayetleri. Kadınların bir kısmı bu korku nedeniyle kamusal mekanda güvende hissedemiyorlar. Hem kadın hem de göçmen olarak rahat edebilecekleri yerleri seçerek kenti kullanıyor, kıyafet kodları oluşturarak ve akşam saatlerinde evde kalarak kendilerini koruyorlar. Öte yandan, dayanışma içinde olabildikleri diğer kadın göçmenlerle kilise, kuaför, ortak olarak kiraladıkları bir apartman dairesi, alışveriş merkezleri, park ve sahillerde çoğu zaman ücretsiz aktiviteler etrafında buluşuyorlar.

Kent, erilliğin hakim olduğu ayrımcı kamusallığını sürdürdüğü sürece kadınlar için her zaman reel bir korku mekanı olmayı da ne yazık ki sürdürecek gibi görünüyor. Neyse ki dayanışma içinde, el ele, dil dile, omuz omuza yürüyen, biri korkarsa diğerlerinin kenti ateşe vereceği kadınlar var. Kendini kadın olarak addeden herkes: Her daim günümüz kutlu olsun!


Ezgi Tuncer, Doç.Dr., Kadir Has Üniversitesi Mimarlık Bölümü, Kent ve Mimarlık Çalışmaları Tezli-İngilizce Yüksek Lisans Programı Direktörü.

Kaynaklar:

Akalın, A., “Hired as a Caregiver Demanded as a Housewife: Becoming a Migrant Domestic Worker in Turkey.”, European Journal of Women’s Studies, 14-3, 2007, s. 209–225: [https://doi.org/10.1177/135050...].

Bastia, T., “Intersectionality, Migration and Development”, Progress in Development Studies, 14 (3), 2014, s. 237-248: [DOI: 10.1177/1464993414521330].

Bastia, T., Piper, N., “Women Migrants in the Global Economy: A Global Overview (and Regional Perspectives)”, Gender & Development, 27-1, 2019, s. 15-30: [DOI: 10.1080/13552074.2019.1570734].

Danış, D., “A Faith that Binds: Iraqi Christian Women on the Domestic Service Ladder of Istanbul”, Journal of Ethnic and Migration Studies, 33-4, 2007, s. 601-615.

Fiddian-Qasimyeh, E., “Introduction Recentering the South in Migration Studies’’, Migration and Society: Advances in Research, 1-3, 2020, s. 1-18.

Garcés-Mascareñas, B., “Beyond methodological western-centrism: The ‘controlgap’ debate reconsidered from a global perspective”, Handbook of the Politics of Migration in Europe, ed.: A. Weinar, S. Bonjour, L. Zhyznomirska, Routledge, Londra, 2018, s. 50-59.

Hochschild, A., “Global Care Chains and Emotional Surplus Value”, On the Edge: Living with Global Capitalism. ed.: A. Giddens, W. Hutton, Jonathan Cape, Londra, 2000.

İçduygu, A., “Turkey and International Migration 2012-13.” The Annual Meeting of the OECD Expert Group on Migratio,. Paris, 27-29 Kasım 2013, MiReKoc, Koç Üniversitesi, İstanbul, 2013.

İçduygu, A. ve Aksel, D.B., Irregular Migration in Turkey. International Organization for Migration, Ankara, 2012: [https://mirekoc.ku.edu.tr/wp-c...].

Kaya, A., “Giriş: Farklı Göç Türlerini Yaşayan Ülke Türkiye”, Göçler Ülkesi, ed.: L. Körükmez, I. Südaş, Ayrıntı Yayınları, İstanbul, 2015.

Kaya, A., “The Future of EU-Turkey Relations: Mapping Dynamics and Testing Scenarios”, WP6 Migration. Mobility of Skills from EU to Turkey, İstanbul Bilgi Üniversitesi, İstanbul, 2017.

Keyder, Ç., “Enformel Konut Piyasasından Küresel Konut Piyasasına”, ed.: Ç. Keyder, İstanbul Küresel ile Yerel Arasında, Metis Yayınları, İstanbul, 2006, s. 171-191.

Kirişci, K., “Turkey: A Transformation from Emigration to Immigration”, Migration Policy Institute, 2003: [https://www.migrationpolicy.or...].

Kofman, E., “Gender and the Feminisation of Migration”, The Sage Handbook of International Migration, ed.: C. Inglis, L. Wei, B. Khadria, Sage Publications, 2019.

Kofman, E., Raghuram, P., “Skilled Female Labor Migration”, Focus Migration Policy Brief, 13, 2009, s. 1-8.

Morokvasic, M., “Settled in Mobility: Engendering Post-Wall Migration in Europe.”, Feminist Review, Labour Migrations: Women on the Move, 77, 2004, s. 7-25: [https://www.jstor.org/stable/1...].

Parrenas, R., Servants of Globalization, University of Stanford Press, Palo Alto, 2001.

Pearson, R., Sweetman, C., “Introduction: Gender, Development, and Migrants in a Global Economy”, Gender & Development, 27-1, 2019, s. 1-13. DOI:10.1080/13552074.2019.1588587.

Piper, N., Roces, M., Wife or Worker: Asian Women and Migration, Rowman and Littlefield, New York, 2003.

Sassen, S., The Global City, Princeton University Press, New York, Londra, Tokyo, 2001.

Solarz, M.W., The Global North-South Atlas. Mapping Global Change, Routledge, Londra, 2020.

Toksöz, G., Ünlütürk-Ulutaş, Ç., “Is Migration Feminized? A Gender and Ethnicity Based Review of the Literature on Irregular Migration to Turkey”, Turkey Migration and the EU: Potential, Challenges and Opportunities, ed.: S. Paçacı Elitok, T. Straubhaar, Hamburg University Press, Hamburg, 2012, s. 85-111.

Notlar:

1 “Bianet Şiddet, Taciz, Tecavüz Çetelesi Tutuyor”, Bianet, 2022 : [https://bianet.org/kadin/biane...].

2 “Kadına Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye Dair Avrupa Konseyi Sözleşmesi”, Council of Europe, İstanbul, 11.05.2011: [https://rm.coe.int/1680462545].

3 “İstanbul Sözleşmesi İle İlgili Basın Açıklaması”, Türkiye Barolar Birliği, 20.03.2021: https://www.barobirlik.org.tr/...

4 Ezgi Tuncer, Zeynep Ceren Eren-Benlisoy, “The Istanbul Convention: An interview with Eren Keskin”, The Gender, Justice and Security Hub, 26.03.2021: [https://thegenderhub.com/publi...].

5 The Gender, Justice and Security Hub için bkz.: [https://thegenderhub.com].

6 “Gendered Dynamics of International Labour Migration”, The Gender, Justice and Security Hub: [https://thegenderhub.com/proje...].

7 Küresel kuzey ve küresel güney ayrımı, coğrafi olarak ekvator çizgisinin yukarısında ve aşağısında bulunan ülkelerin fiziksel ayrımını tanımlasa da içerik olarak ülkelerin kalkınma, varlık ve refah seviyelerindeki farka işaret eder. Ancak, küresel kuzey ülkeleri tanımı, kabaca Kuzey Amerika, Kanada, İngiltere Birleşik Krallığı, Avrupa Ülkeleri, Rusya, Kore, Japonya, Avustralya gibi ülkelere, küresel güney ise, Güney Amerika, Afrika, Ortadoğu, kısmen Uzak Doğu ve orta-güney Asya ülkelerine işaret etse de ne kuzey ne de güney ülkeleri refah seviyeleri bakımından homojen gruplar olarak algılanabilir: “60 second guide to: Global North South Divide”, Royal Geographical Society (with the Institute of British Geographers): [https://www.rgs.org/schools/te...].

8 “Migrant Presence Monitoring Overview of the Situation with Migrants”, IOM, UN Migration, 2021: [https://displacement.iom.int/s....

9 “İkamet İzinleri”, Göç İdaresi Başkanlığı: [https://www.goc.gov.tr/ikamet-...].

10 “The World According to GaWC 2020”, GaWC Research Network: [https://www.lboro.ac.uk/micros...].

11 “Yabancıların Çalışma İzinleri - 2019”, T.C. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı: [https://www.csgb.gov.tr/media/...].

12 Türkiye’de yaşanan Covid-19 salgınının göçmen kadınlar üzerindeki etkileri de araştırma kapsamına dahil edilmiştir. Ancak, proje kapsamında yürütülmesi amaçlanan etnografik saha çalışması, katılımcı gözlemlerin ve mekansal keşiflerin yapılamaması nedeniyle eksik kalmıştır.

13 “UKRI GCRF Gender Justice Security Hub_Gendered Dynamics of Labour Migration_Turkey”: [https://www.google.com/maps/d/... VZPgwH1L7gZ2lqcZdn&hl=en&usp=sharing].

Görseller:

1 Türkiye’ye yönelen göçlerin haritası. Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) tarafından sağlanan, Türkiye’deki ikamet izinlerinin milliyet ve nüfusa göre dağılımı içeren 2018 tarihli uluslararası göç istatistiklerine dayanmaktadır. Ülkelerle eşleşen rakamlar, Türkiye’ye göç eden kadınların sayılarını gösteriyor. Ağırlıklı olarak kadınların göç ettiği ülkeler, “kadınlaşmış göç” kapsamında özellikle belirtildi. (Görsel, Ezgi Tuncer tarafından üretildi).

2-3 Türkiye’de toplumsal cinsiyet eşitsizliğine dayalı şiddet türlerini azaltmak amacıyla çalışan sosyal sorumluluk platformu KızBaşına’nın Instagram hesabından paylaşımlar (instagram.com/kiz_basina).

4 İranlı STK çalışanı bir kadın: “Otobüste bile ayrımcılıkla karşılaşıyorsun. Diyorlar ki ‘maalesef ülkemize geldiler, bir de otobüslerde oturuyorlar üstelik’. Biz de onlarla aynı ücrete yolculuk ediyoruz. Irkçılık diz boyu!”

5 Gürcü, gündelik temizlik işçiliği yapan bir kadın: “Türkiye’de, çoğu erkek, özellikle de yaşlı ve dindar olanlar, sana seni yiyecekmiş gibi bakıyorlar. Bekar, yabancı bir kadınsın diye senden faydalanmak istiyorlar. Ama bunlarla başetmeyi öğrendim ben.”